SEÇİM EKONOMİSİ

               1.SEÇİM EKONOMİSİ

   Seçim ekonomisi iktidardaki politikacıların yeniden seçilebilmesini sağlayabilecek şekilde seçim öncesinde ekonomiyi yönlendirmeleridir. Literatürde  bu durum ‘politik konjonktür hareketleri’  olarak nitelendirilmektedir. İktidardaki politikacılar bir genel seçim öncesinde ekonomi politikalarını oy kazandıracak şekilde uygulayabilir. Seçim ekonomisinde,  genellikle seçim öncesinde genişletici ekonomi politikalarının uygulanması şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Yani genişletici maliye ve para politikaları bu amaçla uygulanabilmektedir. Buna göre seçim öncesinde vergilerin azaltılması, kamu harcamalarının arttırılması, devletin ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatlarında artışa gidilmemesi  ve para arzının arttırılması söz konusu olabilmektedir. Özellikle kamu harcamaları ve vergi politikaları oy kazandıracak şekilde manipüle edilebilmektedir.

 

Partiler, seçmenlerle seçilmiş politikacılar arasındaki karşılıklı etkileşimi yaratan örgütlerdir ve bu nedenle iktisat politikalarını önemli ölçüde etkilerler. Politikacıların sahip oldukları seçmen desteğini artırmak istemesi, devlet harcamalarının büyük oranlarda artmasına neden olurlar. Bu ise, işsizliği azaltırken enflasyonu azaltıcı etkiler yaratırlar. Kısa dönemde meydana gelen ekonomik iyileşmeyi, oyları artırmakta kullanabilmek için seçmenin sadece o günkü iyileşmeyi düşünmesi ve geçmişi unutması gerekir. Aynı şekilde, gelecekte ne olacağı ile de ilgilenmemeleri gerekir. Halkın çoğu defa politikanın maliyetini dikkate almamasıdır. Eğer ekonomik iyileşmeler halkın desteğini daima artırıyorsa seçmenler ya politikaların yararlarının politikalarının maliyetinden fazla olduğunu düşünüyorlar veya bu maliyeti başkalarının ödediğini zannediyorlar demektir. Oysa ki,  gerçek böyle olmayabilir. Ekonomik iyileşmeyi sağlayan politikaların toplumsal maliyeti sağladığı yararlardan fazla olabilir. Mesela ödemeler dengesi açığının dışında borçlanma ile kapanması, kısa dış borçlanma ile kapatılması, kısa dönemde yararlı görülen fakat uzun dönemde maliyeti yüksek bir politikadır. İktidardaki politikacılar tekrar seçilmelerini sağlayacak iktisat politikalarını uygulamaya çalışırlar ve sonuçta ekonomi dört beş yılda bir politik konjonktürel dalgalanmalarla karşılaşır. Politikacılar yeniden seçilme ihtimallerini artırmak için seçim gününe dek vergi oranlarını düşürme, kamu harcamalarını ve para arzın arttırma gibi genişletici politikalar uygularlar.

Genel olarak, politikacılar seçimi kazanmak için aşırı gizlilik içinde olup Politik Hile yapabilmektedir. Politikacıların aşırı vaatte bulunmaları veya yalan söylemeleri, propagandayla göz boyamaları veya aşırı bilgi sunmaları da ‘Politik Hile’ olarak sayılabilmektedir. Politik hile ile yönetimin temel nedeni, seçmenlerin bedavacı olması yani, kamusal faaliyetin topluma yönelik toplam faydası yerine, kendisine yönelik marjinal  faydasını dikkate alması ve kendilerine özel fayda sağlayan kamusal faaliyetlerin arttırılmasını isterlerken bunun maliyetinin de daha az katlanma eğiliminde olmalarıdır. Yani seçmenlerin amacı, vergi maliyetlerinin üzerinde bir kamu harcaması faydası elde etmek ve elde ettikleri bu net faydayı mümkün olunca arttırabilmektedir.  İktidardaki politikacı, sınırlı kaynaklarla pek çok kesimi memnun edebilmek için kısa dönemde önemli mali külfet getirmeyen veya külfetin uzun dönemde finanse edebilecek nitelikteki politikaları tercih etmektedir.       Bütçe harcamalarının politik hile yönetimi, bütçe harcamalarının planlarla uyumsuzluğunda, hazırlanan ve teklif edilen planların uygulama sonuçlarında ve yıllık planlarda yıl başı ve yıl sonunda büyük oranlı sapmalarla gözlenebilmektedir. tez yazım merkezi bitirme projeleri merkezi .Başka bir bakış açısı da, politik konjonktür dalgalanmalarının oluşum süreci iktidardaki politikacıların seçmenlerin tercihlerini kazanabilmek için büyük proje yatırımları seçim dönemlerinde gerçekleştirmesiyle başlamaktadır. Politik konjonktür dalgalanmalarının oluşum süreci iktidardaki politikacılar büyük projeleri ve yatırımları yaparlar. Bunun nedeni; seçmenlerin tercihlerini kazanabilmektir. Ayrıca, çalışanların kazançları yükseltilmekte, vergiler düşürülmekte, sübvansiyon ve transfer harcamaları arttırılmakta, yatırımcılar için yatırım muafiyeti uygulanmakta kredi faiz oranları düşürülmekte, ihracatçılar için devalüasyon  yapılmakta, sınır ticaretinde gümrüklerin kaldırılması ve tarım ürünlerinde uygulanan taban fiyatları yükseltilmektedir. Böylece, genel seçim dönemlerinde talep şokları ekonomide canlanmayı başlatmaktadır. İstihdam yükselmekte, işsizlik azalmakta, ücretlerin de yükselmeye başladığı bu canlanma döneminde hükümetler seçmenlerden bu memnuniyetlerini oylarıyla göstermelerini beklemektedirler. Seçim sonrası dönemlerde, ortaya çıkmış olan enflasyonist açığı ortadan kaldırmak için yatırımlar kısılırken öte yandan, seçim nedeniyle ertelenmiş olan zamlar yapılmaya başlanmaktadır. Böylece, ekonomide duraklama ve daralma başlamaktadır. Bu duraklama ve daralma gelecek seçime kadar devam etmektedir.

              1.1.SEÇİM EKONOMİSİNİN UYGULANMA ŞEKİLLERİ

Seçim ekonomisi, genellikle seçim öncesinde genişletici ekonomi politikalarının uygulanması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yani genişletici maliye ve para politikaları bu amaçla uygulanabilmektedir. Buna göre seçim öncesinde vergilerin azaltılması, kamu harcamalarının arttırılması, devletin ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatlarında artışa gidilmemesi ve para arzının arttırılması söz konusu olabilmektedir. Özellikle kamu harcamaları ve vergi politikaları oy kazandıracak şekilde manipüle edilebilmektedir.

1.2. SEÇİM ÖNCESİNDE UYGULANAN EKONOMİNİN SEÇİM SONRASINDAKİ EKONOMİYE ETKİSİ

          Seçim öncesinde oy kazandıracak şekilde uygulanan ekonomi politikaları, kısa dönemde işsizliğin azalması, faiz oranlarının düşmesi gibi ekonomik sonuçlara ve böylece ekonominin canlanmasına neden olabilir. Fakat uzun dönemde ekonomide dalgalanmalara yol açarak olumsuz sonuçlar vermektedir. En önemli sonuç, seçim öncesinde artırılan kamu harcamalarının bütçe açıklarına neden olmasıdır. Bunun sonucunda da seçim sonrasında artan bütçe açıklarının finansmanı sorunuyla karşılaşılmaktadır. Bunun için ya vergi oranları artırılmakta ve kamu sektöründe seçim öncesinde yapılamayan fiyat artışları gerçekleştirilmekte ya da bazı kamu harcamalarında kısıntıya gidilmektedir.

        1.3. SEÇİM DÖNEMİNDE HARCAMALAR VE EKONOMİYE ETKİLERİ

Seçim sürecine giren bir ekonomide belirgin olarak görülen ilk şey toplam harcamaların artmasıdır. Bu harcamalar tüm siyasi partilerce gerçekleştirilir. Politikacıların yeniden seçilebilmeyi garantileyebilmek ve oylarını maksimize etmek için kamu harcamalarını arttırmak ve vergi oranlarını indirmek şeklindeki (veya vergi oranlarını kamu harcamalarındaki artıştan daha az bir oranda arttırmak) genel eğilimleri ekonomik sorunların ve ekonomik yapıdaki yozlaşmaların temelini teşkil eder. Artan kamu harcamalarının emisyon ve borçlanma ile karşılanması kronik bütçe açıklarının ve kronik enflasyonun kaynaklarından birisidir.

Ekonomik sorunlar şüphesiz bütçe açıkları ve enflasyonla sınırlı değildir. Seçimi kazanan partiler bu kez yapay olarak yarattıkları bu sorunlarla mücadele etmek zorunda kalırlar. Örneğin, enflasyon ile mücadele ve bütçe açıklarının kapatılması için seçimin kazanılmasının hemen ardından vergi oranlarını arttırmak, devlet tarafından üretilen mal ve hizmetlerin fiyatlarına zam yapmak vb. şekillerde ekonomiye müdahalede bulunurlar. Kamu tercihi literatüründe ‘‘Politik Konjonktür Hareketleri” olarak adlandırılan bu seçim ekonomisi stratejisi uzun vadede toplam tasarruflar, toplam yatırımlar ve sonuçta milli ekonomi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurur.

Çoğulcu demokrasilerde bir siyasal seçim dönemine girildiğinde siyasal partiler arasında amansız bir rekabetin başladığı görülür. Yasalara uygun olarak tüm siyasal partilere devlet bütçesinden propaganda yapmaları için belli oranlarda para yardımı yapılmaktadır. Devletin propaganda için ayırdığı yasal karşılıklar hükümetteki partiler için diğerlerine göre daha fazladır. İktidar partileri seçim dönemlerinde yasaların kendilerine tanıdığı ve diğer partilerden daha fazla bir miktarı olan propaganda payının yanında bir de bütçe gibi güçlü bir harcama kaynağına sahiptir. Bu kaynaklar seçmen tercihlerini etkilemek amacıyla seçim dönemlerinde harcama yolunda kullanılır.

Ekonomik sınıflandırmada harcamalar ‘‘gerçek’’ ve ‘‘transfer’’ harcamaları olarak ikiye ayrılmaktadır. Türk bütçe terimleriyle ifade edilirse ekonomik sınıflandırma cari yatırım ve transfer harcamaları olarak üçe ayrılmaktadır.

     Cari Harcamalar: Cari harcamalar hizmetler ile bir yıl içinde kullanılıp bitecek dayanıksız mallara yapılan harcamalardır. Cari harcamalarının faydası yapıldığı dönemde yok olur. Kamu kuruluşlarının tüketim için yaptıkları harcamalar bu gruba girer. Büyük bir bölümü personele yöneliktir. Eğitim ve sağlık harcamaları da insan üzerinde gelecek dönemlerde cari kalıcı etkileri olduğu için, kamu muhasebesinde cari harcama kapsamına girer. Hükümetler cari harcamalar üzerindeki güçleriyle seçim dönemlerinde rahatlıkla seçmenlerin tercihleri üzerinde etkili olabilirler. Devlet memuru maaşlarının oranlarının arttırılması buna bir örnektir. Ayrıca kamu kesiminde istihdam edilen işçilere prim verilmesi de buna benzer bir politik yaklaşımdır.

    Transfer Harcamaları : Transfer harcamaları kamu otoritesinin satın alma gücünü ,gerçek veya tüzel kişilere karşılıksız olarak devretmesidir. Karşılıksız yapılan harcamalar olarak transfer harcamaları seçim dönemleri için son derece uygun harcama kalemleridir. Cari harcamalarla çalışanlara yapılan maaş ve ücret ödemeleri transfer harcamalarıyla emekli, dul ve yetimlere yapılabilir. Böylece seçmen tercihleri üzerinde bir etkinin oluşması kaçınılmazdır.

   Yatırım Harcamaları: Yatırım harcamaları üretim kapasitesini arttırmak amacıyla yapılan harcamalardır. Bu noktada KİT’leri ayrıca incelemek gerekir. Kamu iktisadi kuruluşları, devletin iktisadi alanda mal ve hizmet üreten kuruluşlarının genel adıdır. Kamu işletmeleri sosyal ve ekonomik olduğu gibi politik nedenlerle de kurulur. Politik nedenlerle kurulan kamu işletmelerinin, devleti yöneten politik kurumların izlediği ekonomi politikasının gerçekleştirilmesi, politik baskı gruplarının amaçlarının tatmin edilmesi, politik bazı çıkarların sağlanması gibi amaçları vardır. Kayırmacı siyasetin yaygın olduğu ülkelerde KİT’lerin bir arpalık mantığıyla kullanıldığı, her seçim döneminde rasyonel olmayan personel alımları ve harcamalarla bütçe üzerine ağır bir yük olarak  bindiği açıktır. Bunun sonucunda ise verimlilik gibi problemlerle karşılaşılması kaçınılmazdır.

Para arzını arttırmak seçim dönemlerinde artan harcamaları finanse etmek ve halkın nominal gelirini yükseltmek amacıyla yararlanılabilecek ideal bir politika tutumudur. Para arzının arttırılması ise ekonomik olarak da desteklenen görüşle enflasyona yol açmaktadır. Günümüzde kağıt para emisyonu, belirli kurallara uyulmak koşuluyla sadece Merkez Bankalarının elindedir. Özerk yapıdan uzak bir merkez bankasının hükümet güdümünde olduğunu düşünürsek, bu kurum politik amaçlar için bir araç olarak kullanılabilir ki; bunun seçim dönemlerinde gerçekleştiği görülmektedir.

Sonuç olarak popülist politikalar ekonomik verimlilik, dengeli bir gelişme süreci gibi değerleri ortadan kaldırması yanında, ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklara neden olması sonucunda, kaynakların ve sermayenin dışa kaçması veya kaçırılmasını da beraberinde getirir. Bütçe ve iç açıklar yanında, dış açık vermek zorunda kalınır. İstikrarsızlık, hem vergilerin parasal değerinin sürekli düşmesine, hem vergilerin reel değer olarak azalmasına, hem de  devalüasyonların devreye girmesine yol açabilir. Yine yaşanan enflasyon, ücret gelirlerini eritirken, düşük ücret oluşumuna ve sonuçta yoksulluğa neden olabilmektedir.

1.4. SEÇİM EKONOMİSİNİN SINIRLANDIRILMASINA YÖNELİK UYGULAMALAR

     Seçim ekonomisi, seçim sonrasında bütçeye olumsuz olarak yansımaktadır. Politikacılar ‘biz uygulamıyoruz’ deseler de mutlaka uygulamaktadır. Hemen hemen her seçim öncesinde benzer uygulamalara rastlanmaktadır. Temsili demokrasilerde seçim ekonomisi uygulamalarını azaltabilecek çözüm, siyasal iktidarların ekonomi politikası uygulamalarında uymak zorunda olacakları kuralları yani ‘oyunun kurallarını’ belirlemektir.  Özellikle siyasal iktidarların vergi ve kamu harcamaları alanındaki güç ve yetkileri anayasaya konulacak hükümlerle sınırlandırılabilir. Dünyada da seçim ekonomisi uygulamalarına rastlanmaktadır. Bu alanda yapılan ampirik analizler de, özellikle gelişmekte olan ülkelerde seçim öncesinde siyasal iktidarların ekonomi politikalarını oy kazandıracak şekilde yönlendirdiklerini ortaya koymaktadır. Bu nedenle de günümüzde dünyadaki genel eğilim, hükümetlerin maliye politikası uygulamalarında tabii olacakları kuralların ve kamu mali yönetiminde şeffaflığı sağlayacak ilkelerin belirlenmesi yönündedir.

     1.5. SEÇİM EKONOMİSİ VE POPÜLİZM

     Seçimlerle ilgili yönlendirmeler ve ekonomik dalgalanmaların arkasında yatan siyasi etkenler ‘siyasi konjonktür’ kuramıyla ilgilidir. Bunun temel göstergesi, tekrar seçilmek isteyen hükümetlerin, seçim döneminde ve sonrasında birbirleriyle çelişebilen ekonomik faaliyetlerdir. Buna göre politikacılar seçimlerden önce ivedilikle en uygun ekonomik koşulları yaratma çabası içerisine girerler. Buradaki amaç, kamuoyunun beğeneceği ekonomik uygulamalar sonucunda, prim yapmak ve seçimi kazanmak için gerekli desteği sağlamaktadır. Kuşkusuz, iktidarın bunu başarabildiği oranda, seçimi kazanma şansı da yüksek olacaktır. Seçim öncesi memur ve KİT işçisine yüksek zamlar verilir. Tarım kesiminde destekleme fiyatları yüksek tutulur. Faizler iner ve bu arada KİT zamları tümüyle dondurulur. Bütün bunların gerçekleşmesi için de para musluklarının açılması gerekir. Piyasaya sürülen karşılıksız para miktarı artar.

Teşvik içeriğinde çeşitli politikalarla nitelenen seçim ekonomisi uygulamalarında, iktidar partisinin, genişletici politikalar ile ekonomiyi uyarması, aldatıcı ve yapay bir konjonktür oluşturur. Ekonominin zorlandığı dönemlerde, siyasal iktidarın siyasal tabanının daralmasına çare olarak, seçim ekonomisi gündeme getirilir. Seçmenlerin aradığı ve her zaman görmek istedikleri bir durumu anlatan seçim ekonomisi süreci, yapay bir oy tabanı oluşturma faaliyetini içerir. İleriyi görme yeteneğinden yoksun seçmenler tarafından iktidar partisi, kısa süreli çıkarlara hizmet ettiği için ödüllendirilir. Ekonomik açıdan istenmeyen bir konjonktür de başlamış olur.

   1.5.1. Seçim Öncesi Özellikler

        Politikacıların seçmenin bugünkü harcamalarını önemseyip gelecekteki bir çeşit vergi yükünü göz ardı etmeleri, seçim ekonomisi politikalarının oluşumunu hazırlar. Seçim öncesi dönem, tüm siyasal partilerin seçmenlere, ileriye dönük vaatleriyle doludur. Parti kadrolarının yapısı ve yetenekleri doğrultusunda şekillenen bu vaatler, bazen çok abartılı olabilir. Rasyonel seçmen, bunların gerçeği daha iyi yansıtanlarına prim verir. Burada seçmen değişik vaatler arasından bir seçim yapmakla karşı karşıyadır. İktidar partisi bulunduğu ortamdan  yararlanarak  seçmen üzerinde çok daha etkili olabilir. Ekonominin kaynaklarının zorlanması yönünde  oluşacak bu davranışlar, maliye ve para politikalarının gevşemesine neden olur.

Siyasal değişkenlerin ekonomi üzerindeki etkilerinin her zaman mevcut olması, çeşitli makroekonomik sonuçlara yol açmaktadır. Seçimden önceki dönemlerde siyasi iktidarlar, seçmenlere cazip gelebilecek çeşitli uygulamalarla ekonomiyi ısıtırlar. Kamu harcamalarının artırılıp, bütçe açığına neden olunması  buna en tipik örnektir. Politikacıların seçmenin bugünkü harcamalarını önemseyip gelecekteki bir çeşit vergi yükünü  göz ardı etmeleri, seçim ekonomisi politikalarının oluşumunu hazırlar. Siyasal partiler arasındaki görüş farklılıklarının ve siyasi rakabetin  yoğun olduğu dönemlerde, bu faaliyetler  daha şiddetli olacaktır.

  • Memur ve işçi kesimine çok yüksek zamlar verilir.
  • Tarımsal kesime yüksek destekleme fiyatları sunularak ,  geniş bir kaynak ayrılır.
  • Kamu kaynaklarının kredi kampanyaları artar.
  • Merkez bankası tarafından faizler düşük tutmaya çalışılarak, para muslukları açılır.
  • Vergi indirimi ya da ertelenmesine gidilir. Bu bazen vergi affını da içerir.
  • Ekonomide çeşitli kesimlere verilen teşvikler arttırılır.
  • Özellikle Türkiye’de yaygın olan , yeni il ve ilçeler kurulur.
  • Yeni iş imkanlarının işsizlere sunularak, istihdam en azından seçim yapılana kadar artırılır.
  • Ekonomik hesapların yetersiz yapıldığı seçim ortamında ‘korumacılık’ yaygınlaşır. Piyasa dışı ekonomik ilişkiler ve kayıt dışı ekonomi yaygınlık gösterir.
  • Seçmen yaşı düşürülebilir.
  • Üniversitede başarısız olup atılanlara af getirilebilir.

 

Yararları, seçim öncesinde ortaya çıkabilecek biçimde uygulanan bu tür politikaların, kamu harcamalarını artırıcı nitelikte olduğu görülür. Seçmenlerin gözlerini boyayacak bir harcama  akımının geliştirilmesi hem çok kolay, hem de kısa dönemli üretim ve istihdam artışı sağlayacak toplumun geniş kesimlerinde büyük destek bulur. Siyasi iktidarın seçim ekonomisi  politikalarına yönelmesi optimal ekonomi politikalarının uygulanmasını engeller. Ekonomide geçici bir genişleme ve nispi bir ferah dönemi yaratılır.

 

1.5.2. Seçim Sonrası Özellikler

Her iki durumda da, seçim ekonomisi yükünün seçmenlere yükleneceği, şu uygulamalarla kendini gösterir.

  • Memur ve işçi kesimine ,seçim öncesi verilen zamlar ,bastırılmış fiyat artışları ve ertelenen zamların ortaya çıkışıyla geri alınmaya başlar.( Enflasyon oranı artmaya başlayacaktır)
  • Merkez bankası faiz oranlarını yüksek tutmaya çalışıp, para musluklarını kısar .( para arzı daraltılmaya çalışılır)
  • Ek vergile, yeni vergiler, bir defaya mahsus vergiler gibi kaynak yaratıcı uygulamalar veya mevcut vergilerde artışlar gündeme gelir.(Kamu gelirleri arttırılmaya çalışılır)
  • Tarımsal ürünlere seçimden önce yüksek destekleme fiyatları verilmiştir. Ancak, seçim sonrası çiftçiler ürününün parasını alamamaktadır.
  • Seçim öncesinde kurulan yeni il ve ilçelerin altyapı ve hizmetlerinin karşılanması askıya alınabilir, çalışan kesimin ücret artışları durabilir, kamuda yeni istihdam olanaklarının azaltılması yoluna gidilebilir.(Kamu harcamalarının azaltılmasına çalışılır)

 

Seçimlerden  önce uygulanan ‘seçim ekonomisi’ sürecinin ardından. Seçim sonrası genellikle ekonomide karşıt bir durum yaşanır. Seçimi iktidar partisi tekrar kazanmışsa, artık ekonomide yeni bir dönemin başlayacağı vurgulanır.

                         BÖLÜM 2

  1. SEÇMENLERİN DAVRANIŞ TARZLARI

Karar alma sürecinde yer alan aktörlerden ilki seçmenlerdir. Siyasal karar alma süreci içerisinde, iktidar mücadelesinde sıradan vatandaşların rolünün ne olduğunun bilinmesi oldukça önemli olmaktadır. Vatandaşların doğrudan doğruya seçimlere katılması durumunda siyasal karar alma sürecinde yer alan politik aktörlerin belirlediği karar alma hedeflerine yakın

olarak tercihlerini belirlemeleri durumunda, politik aktörlerin nasıl bir davranış biçimi göstereceği konusu önem kazanmaktadır Politik konjonktür dalgalanmalarının oluşum sürecinde ve politik süreçte kimin hükümet olacağını belirlemesi açısından seçmen önemli yer tutmaktadır.

   2.1. Seçmenlerin Rasyonel veya Uyarılmış Beklentileri

Seçmen davranış tarzında seçmenin bir politikacıya oy verme konusunda seçmenin rasyonel olup olmaması önemlidir. Rasyonel seçmen fayda kazancını maksimize etme isteği, seçmenin iktidardaki politikacının faaliyetlerinden haberdar olması ve seçmenlerin yargılarının iktidardaki politikacının başarısına bağlı olması olarak üç varsayıma sahiptir.

1-Seçmenin kendi kişisel finans kaynakları belirleyebilmesi ve seçimlerde kendisine en fazla çıkarı olan politik partiye oy vermesi olarak açıklamaktadır. Genel olarak kendi çıkarını kollayan kişi, kendi çıkarını kollarken başkalarına zarar veren (egoist) olabileceği gibi kendi çıkarını kollarken başkalarına zarar vermeme (alturist) davranışlarını da gösterebilir.

2-Rasyonel seçmen görüşünün en fazla tartışılan varsayımı, rasyonel seçmenin iktidardaki politikacının faaliyetlerinden haberdar olması, bilgisinin tam ve mükemmel olduğunu ifade etmektedir.

3-Rasyonel seçmen iktidardaki politikacının başarısını belirlemek için enflasyon, işsizlik, GSMH, büyüme, ücret ve maaş artırımları, vergi indirimleri, bütçe açıkları ve kamu harcamaları gibi çok çeşitli ekonomik değişkenler kullanmaktadır.

Rasyonel fırsatçı politik konjonktür dalgalanması teorisinin dayandığı “rasyonel geçmişe dönük” oylama modelinde, seçmenlerin bugüne ait politikaların gelecekte yaratması beklenen sonuçları da dikkate aldıkları varsayılmaktadır. Rasyonel fırsatçı politik konjonktür dalgalanması modellerinde, iktidar partisine ekonomiyi yönlendirerek yeniden seçilebilme sansını arttırabilme olanağını sağlayan öge, seçmenler ile iktidar partisi arasında var olduğu varsayılan “bilgi asimetrisi”dir. Bilgi asimetrisi, iktidar partisinin ekonomiyi istenen duruma götürebilme kabiliyeti konusunda ortaya çıkmaktadır. Rasyonel olmayan naif seçmenler, dışsal koşullar sebebiyle şanssız bir dönem geçirmiş olan iktidar partisine oy vermeyerek onu cezalandırırlarken; rasyonel seçmenler ise iktidar partisinin kötü ekonomik performansının en azından bir kısmının olumsuz dışsal şoklardan kaynaklanmış olma ihtimalini göz önünde bulundurarak oy kullanmaktadırlar. O halde, seçmenlerin geçmişe dönük ya da rasyonel geçmişe dönük olarak tanımlanması, seçimi kazanma amacına yönelik olarak yaratılan konjonktür dalgalanmalarının büyüklüğünü ve süresini önemli düzeyde etkilemektedir.

2.2. Seçmenlerin Bilgisizliği

Bireylerin eğitim ve kültür düzeylerinin heterojen olması ve kitle iletişim araçlarının bireylere yeterince sağlıklı ve doğru bilgiyi iletememesi sonucu seçmenlerin kamusal mal ve hizmetlerin tercihlerinde bulunurken yeterli sağlıklı ve doğru bilgiye sahip olmamasını ifade etmektedir. Seçmenler, kamusal mal ve hizmetlere ilişkin olarak seçimlerini yaparlarken bilgisizdirler. Bu bilgisizlik, toplumdaki kişilerin eğitim ve kültür düzeylerinin “heterojen” olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca kitle iletişim araçlarının kişilere yeterince ulaştırılamaması da bilgisizliğin artmasına sebep olan bir diğer unsurdur. Piyasa ekonomisinde kişi satın almak istediği mal ve hizmetler için derinlemesine bir araştırma yapma ihtiyacı duymaktadır. Ancak

kamu ekonomisinde kişilerin kamusal mal ve hizmetlere olan talepleri ile kamusal mal ve hizmetlerin arzı arasında yakın bir ilişki bulunmadığından, kişiler tercihlerini oylama mekanizması vasıtasıyla açıklarken ilgisiz davranabilmektedirler. Politik iktisat literatüründe bu duruma “bedavacılık sorunu (free rider)” denilmektedir. Yani, seçmen oylamada bulunmasa da kendisine kamusal mal ve hizmet arz edileceğinin farkında olmaktadır. Yine

seçmen çoğunlukla kendi tercihinin kamusal mal ve hizmet arzının belirlenmesinde pek önemi olmadığını düşünmektedir.

Seçmen bilgisizliğinin kaynağı ekonomik bilgiyi kazanmak için gereken yüksek sosyo-ekonomik konuma sahip olmamasıdır. Seçmen oy vermeden önce ekonomik şartları değerlendirmekte akılcı olmasına rağmen bilgi noksanlığından dolayı hata yapabilmektedir.

Seçmenin bilgi edinememesi dışsal değil içsel bir değişkendir. Eğer bilgi edinememe, dışsal bir değişken olsa kontrolü mümkün olabilmektedir. Oysa bilgi edinmeme içsel bir değişken olduğu için sorun ve çözüm sistemin kendisinden gelmektedir. Politik konjonktür dalgalanmalarına göre seçmenin bilgi edinememesi dışsal bir değişken olup seçmenlerin bireysel çabalarına bağlı olmaktadır.

   

2.3. Seçmenlerin İlgisizliği

Genel olarak seçim gibi toplumsal bir kararın alınmasında rasyonel ve mantıklı nedenlerle hareket eden rasyonel seçmenlere rağmen kararlar rasgele bir biçimde oluşabilmektedir. Bunun nedeni politik bir süreçte rasyonel seçmen kadar, bedavacı seçmenin de var olmasıdır. Bedavacı seçmenin düşünce tarzı öncelikle bireysel olarak kendi kamusal mal ve hizmet tercihinin, kamusal mal ve hizmet arzının belirlenmesinde pek önemli bir rol oynamadığına ve oylamada bulunmasa da kendisine kamusal mal ve hizmet arz edileceğine inanmaktadır. İkinci olarak, seçmen kendisine kamusal mal ve hizmetleri arz edecek siyasal partiler konusunda, maliyetinin yüksek olması nedeniyle bilgi toplamamakta ve bunları ayrıntılı olarak analiz etmemektedir. Böylece seçmenler, bedavacılığın kolay olması ve bilgi toplama maliyetinin yüksek olması nedenleriyle ilgisiz ve ihmalci davranmaktadır.

    2.4. Seçmenlerin Miyopluğu

Seçmenlerin, kamusal mal ve hizmetleri kısa dönemli ve sonuçları çabuk görülen hizmetleri kendilerine arz edecek politikacılara oy vermeyi tercih etmeleridir. Bu nedenle politikacılar da geleceğin değerlendirilmesinde günlük ve kısa dönemli hesaplara göre hareket etmektedir

Seçmen seçim öncesi kazançlarına göre oy kullanmaktadır. Seçmenlerin makro ekonomik değişkenleri dikkate alarak oy vermesi hükümet popülaritesini de etkilemektedir. Seçmenlerin miyopluğu seçmenleri kısa dönemli düşünmeye ve zayıf hafızalı olmaya yöneltmektedir. Bu varsayımlar ışığında sadece son ekonomik olaylar oy verme kararında güçlü bir rol oynamaktadır. Geçmiş ekonomik olaylar oy üzerinde bazı etkilere sahipken ekonominin gelecek yöntemi ile ilgili beklentilerin hiçbir etkiye sahip olmadığı kabul edilmektedir.

Geçmişe dönük  oylama modellerinde, yaklaşık olarak bütün ekonomik değişkenler (enflasyon, işsizlik, reel gelir, kamu harcamaları, vergiler vb.) ele alınmaktadır. Yapılan çalışmalarda, söz konusu değişkenler arasında işsizliğin, seçmenler arasında farklılığa yol açan önemli bir politika hedefi olduğu ortaya konulmaktadır. Enflasyonun etkileri

bakımından seçmenler arasında ayırım yapmak oldukça güç olmaktadır. Bunun temel sebebi, enflasyondan zarar görenlerin düzgün bir sosyal sınıf ayrımına tabi tutulamamasından kaynaklanmaktadır. Örneğin, geçerli faiz oranı beklenen enflasyonu tam olarak yansıtmadığı ve beklentiler doğru olmadığı durumda, enflasyon, alacaklılardan borçlulara yeniden dağıtım süreci yaratmaktadır. Maliyet yaratan, enflasyonun kendisinden çok öngörülmedik kısmı olmaktadır. Herhangi bir ekonomik ya da finansal kararı

daha riskli hale getirmesi sebebiyle enflasyon bir belirsizlik unsuru olduğu gibi, yaratacağı sonuçlar açısından da öngörülemeyen bir durum olmaktadır. Geçmişe dönük oylama modeli üç temel niteliğe sahiptir. İlk olarak, seçmenler iktidar süresince gözledikleri genellikle ekonomik olan gelişmeleri değerlendirmekte ve bu gelişmelerden ötürü iktidar partisini ödüllendirmekte ya da sorumlu tutmaktadırlar. Gözlenen performansın değerlendirilmesi ise,

iktidar partisinin devraldığı ekonomik koşullar ile sonraki gelişmeler arasında yapılan karşılaştırmalara dayanmaktadır. İkinci olarak seçmenler, iktidar partisinin performansını, diğer parti ve adayların ne kadar iyi performans gösterecekleri konusunda yaptıkları varsayımlarına dayandırmaktadırlar. Üçüncü nitelik ise, geçmişteki ve gelecekteki olaylara

belirli indirgeme ağırlıkları yüklenmekte ve bu ağırlıklar ise, geçmişte gözlenen ve gelecekte beklenen olayların bugünkü değerinin bulunmasında bir “indirgeme faktörü” olarak kullanılmaktadır. Partilerin geleceğe ilişkin olarak yaptıkları vaatler ve seçmenlerin varsayımsal değerlendirmeleri “belirsizlik faktörü” ile azaltılırken; geçmişteki olayların indirgenmesinde “hafıza kaybı” ya da “unutma hızı” faktörleri kullanılmaktadır .

Geçmişe dönük oylama, fırsatçı politik konjonktür dalgalanması modellerinde esas rolü oynayan oylama biçimidir. Geçmişe dönük oylama varsayımı, rasyonel beklentiler devriminin makro ekonomi politikası literatürüne geçmesiyle birlikte etkisini kaybetmiştir.

 

  2.5. Seçmenlerin Unutkanlığı

Seçmenlerin düşüncelerindeki eski gözlemlerin optimal ağırlığının yenilerinden daha az olması yani, seçmenlerin unutkanlığı seçmenlerin sistematik hata yapmasına neden olmaktadır. Bu ise politikacıların istekleri politikaları başarıyla uygulanmasını sağlanmaktadır. Seçmenler unutkandır ve üstelik kendi unutkanlıklarının da farkındadırlar. Ayrıca seçmenler çok değişken fikirlidir.

Seçmen unutkanlığının en önemli nedeni seçmenin hükümetin yeterlilik düzeyiyle ilgili bilgi üstünlüğüne sahip olmamasıdır. Geçmiş ekonomik olaylar konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan seçmen yaşadığı olayları daha çabuk hafızasından silmektedir.  Hükümetin bilgi üstünlüğüne sahip olabilmesi, seçmenlerde unutkanlığa neden olması yanında seçmenlerin makro ekonomik değişkenlerini sağlıklı ve gerçekçi gözlemleyememesine de neden olmaktadır.

 

 

       2.6. Dalgalı Oy Verme

Seçmenlerin oy verme tarzlarından biri olan dalgalı oy verme hükümetlerin ekonomiyi bunalımdan uzak tutma başarılarını göz önüne alarak, tercihlerini değiştirebildiğini ifade etmektedir.

Ayrıca, seçmenlerin dalgalı oya sahip olmalarının bir başka nedeni de seçmenlerin beklentilerinin uyarlanmış olmasıdır. Bir başka deyişle seçmenler hükümetlerin geçmiş performanslarına bakarak yeni seçim döneminde oylarını diledikleri yönde değiştirebilmektedir. Seçmenin oyunu her seçimde değiştirip-değiştirmediğine göre seçmen Esnek Seçmen dalgalı oy verme özelliğine sahipken Rijit Seçmen özellikle ideolojik nedenlerle yapılan her seçimde aynı partiye oy vermektedir.

 

 

  1. POLİTİKACILARIN DAVRANIŞ TARZLARI

Politik konjonktür dalgalanmaların oluşumunda; politikacılar en aktif ve en etkili rolü oynamaktadır. Politikacıların önemi gerek politik süreç gerekse ekonomik süreçte söz sahibi olabilmesinden kaynaklanmaktadır.

 

3.1. Politikacıların Miyopluğu

Politikanın miyopluğunda politikacılar seçmeni birkaç ay mutlu edecek politikalar uygulamakta ve köklü politikalar üretmek yerine kısa dönemli ve sonuçları çabuk görülen hizmetleri sunmaktadır.

Politikacının seçmeni sevindirecek politika uygulaması, politikanın uzun dönemde ekonomi üzerinde olumsuz etkilerinin göz ardı etmesi, iyi politika kötü iktisat ile isimlendirilmektedir. İşte bu politikacının miyopluğunu ifade etmektedir.

 

  3.2. Politik Hile

Genel olarak, politikacılar seçimi kazanmak için aşırı gizlilik içinde olup Politik Hile yapabilmektedir. Politikacıların aşırı vaatte bulunmaları veya yalan söylemeleri, propagandayla göz boyamaları veya aşırı bilgi sunmaları da Politik Hile olarak sayılabilmektedir.

 

Politik hile ile yönetimin temel nedeni, seçmenlerin bedavacı olması yani, kamusal faaliyetin topluma yönelik toplam faydası yerine, kendisine yönelik marjinal  faydasını dikkate alması ve kendilerine özel fayda sağlayan kamusal faaliyetlerin arttırılmasını isterlerken bunun maliyetinin de daha az katlanma eğiliminde olmalarıdır. Yani seçmenlerin amacı, vergi maliyetlerinin üzerinde bir kamu harcaması faydası elde etmek ve elde ettikleri bu net faydayı mümkün olunca arttırabilmektedir.

İktidardaki politikacı, sınırlı kaynaklarla pek çok kesimi memnun edebilmek için kısa dönemde önemli mali külfet getirmeyen veya külfetin uzun dönemde finanse edebilecek nitelikteki politikaları tercih etmektedir.

Başka bir bakış açısı da, politik konjonktür dalgalanmalarının oluşum süreci iktidardaki politikacıların seçmenlerin tercihlerini kazanabilmek için büyük proje yatırımları seçim dönemlerinde gerçekleştirmesiyle başlamaktadır.

Ayrıca, çalışanların kazançları yükseltilmekte, vergiler düşürülmekte, sübvansiyon ve transfer harcamaları arttırılmakta, yatırımcılar için yatırım muafiyeti uygulanmakta kredi faiz oranları düşürülmekte, ihracatçılar için devalüasyon yapılmakta, sınır ticaretinde gümrüklerin kaldırılması ve tarım ürünlerinde uygulanan taban fiyatları yükseltilmektedir.

Böylece, genel seçim dönemlerinde talep şokları ekonomide canlanmayı başlatmaktadır. İstihdam yükselmekte, işsizlik azalmakta, ücretlerin de yükselmeye başladığı bu canlanma döneminde hükümetler seçmenlerden bu memnuniyetlerini oylarıyla göstermelerini beklemektedirler. Seçim sonrası dönemlerde, ortaya çıkmış olan enflasyonist açığı ortadan kaldırmak için yatırımlar kısılırken öte yandan, seçim nedeniyle ertelenmiş olan zamlar yapılmaya başlanmaktadır. Böylece, ekonomide duraklama ve daralma başlamaktadır. Bu duraklama ve daralma gelecek seçime kadar devam etmektedir.

Bütçe harcamalarının politik hile yönetimi, bütçe harcamalarının planlarla uyumsuzluğunda, hazırlanan ve teklif edilen planların uygulama sonuçlarında ve yıllık planlarda yıl başı yıl sonunda büyük oranlı sapmalarla gözlenebilmektedir.

Rasyonellik ve verimlilik gibi ilkelerin dikkate alınmadığı popülistik uygulamaların başarısı yapay ve geçicidir. Ayrıca, popülistik uygulamalarda harcamaların hızlı bir şekilde artması, kamu gelirlerinin aynı oranda arttırılmaması ve bedavacılık eğilimi Keynesyen politikalarla birleşerek, bütçe açıklarına ve açıkların gittikçe artan oranda devamlılık kazanmasına neden olmaktadır. Popülistik uygulamalar, özellikle hükümetlerin bütçe açıkları konusunda görülmektedir. Devlet bütçesi ve özellikle harcamalar konusunda kamuoyunun yanlış ya da noksan bilgilendirilmesi veya gizleme yöntemlerinin kullanılmasıdır. Bütçelerin şeffaf olmaması ve karmaşıklaştırılması seçmenlerin tereddüdünü ve yanlış anlamalarını arttırabilmekte politikacıların mali açıdan sorumluluklarını veya hesap verebilirliklerini azaltabilmektedir. Karmaşıklaştırma sayesinde vergileri saklayabilecek, kamu harcamalarının yararlarını aşırı gösterebilecek ve gelecekteki kamu yükümlülüklerini gizleyebileceklerdir.

Devletin asli fonksiyonlarına yönelik harcama yetersizliği popülistik uygulamalardandır. Tali fonksiyonlarla uğraşan devletin asli fonksiyonlarını tam olarak yerine getirmemesi ve milli savunma, emniyet, adalet, temel sağlık, temel eğitim ve alt yapı gibi alanlara yeterli kaynak ayıramamasıdır.

Politik konjonktür dalgalanmalarının oluşum süreci iktidardaki politikacılar büyük projeleri ve yatırımları yaparlar. Bunun nedeni; seçmenlerin tercihlerini kazanabilmektir.

 

BÖLÜM 3

4.TÜRKİYE’DE SEÇİM DÖNEMLERİ VE EKONOMİK DEĞİŞKENLERİN ETKİLERİ

  Hükümetlerin performansını değerlendirmede ekonomik performans, seçmenler tarafından her zaman önemli bir kriter olarak görülmüştür. Bu nedenle, demokratik seçimlerle iktidara gelen hükümetler çoğunlukla, iktidara gelmelerini sağlayan seçmenlere uygun bir ekonomik ortam oluşturan maliye ve para politikaları yolu ile ekonomiyi manipüle ederler. Bu şekilde, iktidardaki hükümetlerin yeniden seçilmelerini sağlamak amacıyla seçimler öncesinde para  ve maliye politikaları ile ekonomiyi manipüle etmelerine seçim ekonomisi yada yabancı literatürdeki karşılığıyla politik konjonktür devreleri olarak ifade edilmektedir. Bu nedenle, politik konjonktür devreleri (dalgaları) modelleri, iktidardaki hükümetlerin seçim öncesinde genişleyici politikalar izleyeceğini ve seçimler sonrasında ise seçim öncesi oluşturulan bütçe açıklarının negatif etkilerini gidermek amacıyla daraltıcı politikalar izleyecekleri varsaymaktadır.

 

.

  4.1. Seçim Ekonomisi ve Vergi Politikaları

Vergi, devlet gelirlerini oluşturan ve etkileyen en önemli finansman kaynağıdır. Vergi, en geniş anlamıyla kamusal mali ihtiyaçların karşılanması veya kamu ekonomisine ait diğer gayelerin, özellikle iktisadi ve sosyal amaçların gerçekleştirilmesi için zorunlu olarak ve özel bir karşılık gözetmeksizin kamu tüzel kişilerince diğer ekonomik birimlere yüklenen ödemelerdir.

Toplumların gelişmiş örgütlenme biçimi olan devlet tarafından üstlenilen işlevlerin vergi ile karşılanması ve verginin mali amacının dışında kamu ekonomisinde bir araç olarak kullanılması vergi politikalarını etkiler. Vergi politikaları belirlenirken üzerinde durulması gereken noktalar; vergi yükü olarak ifade edilen kamu kesimine aktarılacak mili gelir oranı, hedeflenen vergi yükünün topluma adaletli ve dengeli dağıtımı ve vergi gelirleri ile hangi tür harcamaların yapılması gerektiğidir. Vergi politikasının kapsamının yanında bu süreçte karar verici hükümet olmakta ve bu da bir “siyasal karar alma süreci”ni  ifade etmektedir.

Kamu harcamalarının finansmanı için ne kadar vergi toplanacağı, vergi konularının neler olacağı, vergilemenin zamanı, kimden ve hangi kesimden ne kadar vergi alınacağı, hangi konu ve mükelleflerin vergileme dışı bırakılacağı, finansmanda alternatif yöntemlere başvurulup başvurulmayacağı birer “siyasal karar alma” sorunudur. Siyasal karar alma mekanizması diğer maliye politikası değişkenleri üzerinde olduğu gibi vergileme üzerinde de son derece önemli etkilere sahiptir ve seçimlere dayalı bir çevrim ortaya çıkabilir. Örneğin vergi yükü seçim beklentisi olup olmamasına (politik bütçe çevrimleri), seçim bölgelerine, güçlü bir muhalefetin bulunup bulunmamasına göre değişebilir; gelir grupları üzerindeki vergi yükü siyasal iktidarın sağ ya da sol eğilimli olmasına göre farklılaşabilir; maliye politikasında genişletici ve daraltıcı uygulamalar tek-parti ya da koalisyon iktidarlarında aynı olmayabilir. Bu bakımdan gelir, harcama ve borçlanma kalemleriyle kamu bütçesi büyük ölçüde “politik” bir uygulamadır. Politik seçimler ve uygulamalar, vergi sisteminin yapısı, bu uygulama ve sistemdeki olumsuzluklar gibi faktörler bir ülkede vergi kültürünü oluşturan faktörlerin birer parçası olarak bu kavramı soyutluktan daha somut bir görünüme kavuşturmak bakımından belirleyici olmakta ve o ülke hakkında fikir vermektedir.

Maliye politikasının temel araçlarından biri olan vergiler için, devletin bilinçli bir vergi politikası oluşturmasında, vergi yükünün doğru olarak belirlenmiş olmasına ihtiyaç vardır. Vergi yükünün tespiti, vergilerin ekonomiye olan etkilerini belirlemenin yanı sıra vergilemede adalet ve eşitlik gibi kavramlar açısından da önem taşımaktadır. Ne kadar vergi toplanacağının yanında kimden, hangi sektörden, hangi sınıfsal ve coğrafi birimden, hangi kuşaktan ne kadar vergi alınacağı da son derece önemli bir politik sorundur. Seçmenler, kullanılabilir gelirlerinde dolayısıyla kişisel refahlarında azalmaya yol açtığı ve elem verici bir şey olduğu için vergi yükünü, vergi yükünün adilliğini ve politikacıların vergi yüküne ilişkin tutumlarını yakından takip eder ve politikacılara izledikleri vergi politikalarına karşılık farklı oylama tepkileri ile sinyaller gönderirler.

Seçim ekonomisinde,  genellikle seçim öncesinde genişletici ekonomi politikalarının uygulanması şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Yani genişletici maliye ve para politikaları bu amaçla uygulanabilmektedir. Buna göre seçim öncesinde vergilerin azaltılması, kamu harcamalarının arttırılması, devletin ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatlarında artışa gidilmemesi  ve para arzının arttırılması söz konusu olabilmektedir. Özellikle kamu harcamaları ve vergi politikaları oy kazandıracak şekilde manipüle edilebilmektedir. Politikacılar yeniden seçilme ihtimallerini artırmak için seçim gününe dek vergi oranlarını düşürme, kamu harcamalarını ve para arzın arttırma gibi genişletici politikalar uygularlar.

 

4.2.Seçim Ekonomisi ve Enflasyon

Hükümetler seçmenleri  etkileyerek, seçimleri tekrar kazanmak için  seçimlerden önce, enflasyon oranlarını küçük göstermek isterler. Oysa seçimlerden hemen sonra, ertelenen KİT zamları ve bastırılmış fiyat artışları gündeme gelip, kamusal harcamaların ve para arzının genişletici etkilerinin uzun dönemli yansımasıyla, enflasyon oranındaki değişim, artış yönünde olacaktır. Ayrıca seçimlerden hemen sonra  fiyat artışlarının oluşacağı düşünülebilir. Seçimlerden önceki yıl ve seçim yılı döneminde enflasyon oranı en düşük düzeyde (seçmenleri memnun edecek düzeyde) tutulurken seçimden sonraki yıl gecikmeleri içeren bir süreç olarak  yüksek oranı vermektedir. Seçim dönemlerinde para arzının arttırılması , faiz , döviz kuru , iç ve dış borçlanma politikaları , parasal araçları oluşturan olgular olarak seçim ekonomisini yönlendirebilir. Seçim dönemine girildiğinde açık piyasa alımları sonucu para stokunun artışı , faiz oranlarının düşmesine neden olurken ,toplam talep artışı, reel harcamalarda artış görülecektir. Ekonomide genişleyici bir etki yayılırken  sermeye talebi ve fiyatlar üzerinde baskı oluşacaktır. Seçim döneminde yaratılan yapay genişlemeler yerini tekrar daraltıcı politikalara bırakır. Kısa dönemde para arzı ve faiz oranı ters ilişkili iken , parasal politikaların asıl etkisi , uzun dönemde para stokunu reel değerinin düşüp , faiz oranını yükselmesi ve enflasyon sürecinin reel gelirinin düşürmesiyle belirir.

Bu dönemde gelir seviyesindeki artış, enflasyon ve işsizlik  oranlarının genel olarak siyasi konjonktürden etkilenmesi, kamu harcamaları ve para arzında meydana gelen değişimlerle açıklanmıştır. Seçim ekonomisinin etkili olduğu durumda, hükümetin ya para arzını, ya da kamu harcamalarını veya her ikisini beraber artırılabileceğine dikkat çekilmiştir.

4.3. Seçim Ekonomisi ve Borçlanma

Kamu hizmetlerinin durdurulması söz konusu olamayacağına göre devletin her ne şekilde olursa olsun kaynak bulmak ve bu bakımdan borçlanma ile de gelirler sağlamak zorunluluğu olabilir. Bu yönüyle kamu borçları, devletin asli ve devamlı gelirleri yanında geçici bir kaynak olarak belirir. Zira borçlar nihayet alınış şartları içinde, vadelerinde devletin yine normal gelirleriyle karşılanacaktır.

Günümüzde bir taraftan sosyoekonomik hedeflere ulaşılabilmesi, diğer taraftan uluslararası mali ve iktisadi ilişkilerdeki gelişme ve devletin işlevlerindeki artış, borçlanmayı her zaman başvurulabilir bir finansman kaynağı sekline dönüştürmüştür.

Klasik Bütçe anlayışında devletin bütçe yoluyla yaptığı harcamaların borçlanma ve para oyunları ile karşılanması kabul edilemezdi. Çünkü bu gelirler devletin olağanüstü gelirleri arasında yer alırdı. Klasik maliyeciler borçlanmayı devletin normal gelirleri olan vergilerin öne alınmış, iskonto ettirilmiş bir sekli olarak nitelendirirler. Yani kamu harcamalarını karşılamak üzere yapılan borçlanma, bugün alınması gereken vergilerin geleceğe ertelenmesidir. Devlet vergi alamadığı veya vergi almayı uygun bulmadığı için borçlanmaktadır.

Klasikler devlet borçlanmasının nedeni olarak savaş ve olağanüstü bayındırlık harcamalarını savunmuşlardır. Oysa günümüzde devlet borçlanması, bütçe açıklarının giderilmesinden, vadesi gelmiş borçların finansmanı yani borcun borçla ödenmesi ve ekonomik dengeyi sağlayıcı veya koruyucu önlemlere kadar çok farklı maksatlarla yapılabilmektedir.

      4.4. Seçimlerin Büyüme ve Bütçe Açıkları Üzerindeki Etkileri

4.4.1. Mali Araçlar

Mali araçlardan en önemlisinin ‘kamu harcamaları’ olduğu görülür. Bu harcamalar cari harcamalar, transfer harcamaları ve kamu yatırımları ile özel ve kamu işletmelerine yapılan sermaye transferleri ve mali yardımlar içerir.

Kamunu mal ve hizmet alımlarına ilişkin ödemeleri,  cari harcamaları kapsar. Bütçe içerisinde önemli bir büyüklük olarak görülmesi ve artış eğiliminin düşük olması,  kamunun toplumsal yaşama ait işlevlerinden kaynaklanır. Aydınlatma, ulaşım, haberleşme,  eğitim gibi kamusal malların,  kamu tarafından satın alınıp,  topluma sunulmasının neden olduğu bu harcamalar teknolojik gelişim ve yenileşmelerle daha da artabilir. Kentleşme olgusunun artışıyla,   alt yapı hizmetlerinin çoğalması da buna eklenebilir.

Az gelişmiş ülkelerde alt yapının yeterince gelişmiş olmaması ve toplumsal ihtiyaçların kamudan karşılanmasının beklenmesi ve özel yatırımların böyle büyük projeleri gerçekleştirmekten yoksun olmalar,  bu harcamaların siyasi araç olarak kullanılmasını arttırır. Mali araçların,  kamu bütçesi unsurlarını içermesi de bu süreci hızlandırır. Cari harcamaların nitelik olarak ekonominin bulunduğu duruma göre,  azalma yönünde esnek olmaması milli gelir arttıkça bunlarında artması çok önemli bir siyasi ve ekonomik değişken olmalarını ortaya koyar. Örneğin; enflasyonist dönemlerde eğitim harcamalarını azalması beklenemez.

Kamu tarafından bazı satın almaların, belli bölgelere veya küçük işletmelere yöneltilmesinin  (sözde bölgesel farlılıkları ortadan kaldırmak ve küçük işletmelerin korunması amacıyla) arkasında da siyasal bir neden arana bilir. Bunun gibi kamusal yatırımların genellikle  oy potansiyelinin yüksek olduğu yerlerde yoğunlaşması ve oluşan seçim sonuçlarına göre,  siyasi iktidarın fazla oy aldığı bölgeye fala hizmet götürmesi,  bu olguyu bütünleştir. Bu harcamaların seyri bölgesel veya yerel birimlerin siyasi iktidara yakınlık derecesiyle açıklanabilir.

Transfer harcamaları da önemli bir mali araç olarak kullanılabilir. Emekli maaşı,  yaşlılara yapılan sosyal yardımlar hastalık ve işsizlik durumundaki ödemeler, bu harcamalara kapsamındadır. Bireylerin gelirlerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen bu ödemeler, kamu borçlarının faizleri, fakirlere yapılan yardımlar, karşılıksız sosyal hizmetler için olabileceği gibi, tüketicinin alacağı mal ve hizmet fiyatlarını azaltmak yada üreticinin karını yükseltmek amacıyla yapılan ekonomik yardım türünde de olabilir. Kamunun toplumun geniş bir  yönüne hitap eden ürünlerin fiyatlarında yaptığı bir azaltma, bir takım maliyet yükünü üzerine almasıyla ilgilidir. Gelir aktarımı şeklinde oluşan bu harcamaların yanında,  ihraç mallarında vergi iadeleri veya tarımsal üretimde kullanılacak akaryakıtların vergi dışı bırakılması gibi, sermaye transferlerine yönelik uygulamalarında siyasi boyutu düşünülebilir. İktisadi devlet teşekküllerine yapılan kamusal transferler emekli sandığı ,  dernek , birlik gibi sosyal kuruluşlara aktarılan kaynaklar ,  siyasetin ekonomiyi yönettiği bir ülkede çoğu zaman siyasi malzeme olarak kullanılır.

Kamusal harcamaların temelinin siyasi olması, bir harcama yapılabilmesi için öncelikle bununla ilgili biz hizmetin önceden belirtilmiş olması gerçeği ve bunu da siyasi organlar tarafından yapılması ,  olaya daha geniş bir çerçeve çizer.

Ücret ve maaş için yapılan ödemelerin, kamu harcamaları içindeki önemli yeri , yapılan siyasi amaçlı zamlarla daha da artmaktadır. Uzun dönemde üretim , istihdam artışı ve gelir dağılımı düzenleyici etkileri nedeniyle , ücret ve maaş dağılımı ile siyasal otorite tarafından çalışan kesime seçim öncesi gelir iyileştirici politikalar sunulur. Kamunu istihdam alanı olmasına yönelik eylemlerle ,  işlevini sürdüren ücret ve maaş bileşkesine ,  seçim döneminde daha çok başvurulur.

 

Seçim dönemine girildiğinde yapılan yatırım harcamaları genellikle işsizliği azaltıcı alanlara yönelerek , emek  yoğun yatırımların yapılması yönündedir. Bayındırlık , baraj , köprü yapımı gibi faaliyetler bu dönemde hız kazanır. Oysa seçim sonrası bu yatırımların unutulması , kaynakların kötüye kullanıldığını gösterir. Altyapı yatırımları , okul yada organize sanayi tesislerin kurulmasına yönelik harcamalar , toplum tarafından daha dikkatli izlenir. Kamu harcamalarının , devletten halka satın alma gücü aktarması , toplam talebin yönünü belirler. Eğer kamu harcamaları , yatırım ve cari harcamalar biçiminde ise toplam talebi arttırıcı bir etki yaratır. Transfer harcamalarının ise toplam talebi etkileme yöne daha düşüktür. Toplam talebin artmasıyla yatırımlar artar ve istihdam artışı sağlanır.

Seçimden önce girişilen harcama arttırıcı mali politikalar araçları içerisinde ‘ dış yardım ve kredilerde ‘ görülür. Az gelişmiş ekonomilerin , gelişmiş ekonomilerden her zaman kaynak transferi içinde oldukları gerçeği , seçim dönemlerinde dış finansal kaynaklı , popülist  politikaların uygulanmasını da beraberinde getirebilir. Ağır dış borç yükü altında bulunan ülkelerde , dış finans güçleri , seçim dönemlerinde daha fazla taviz koparma uğruna , söz konusu ülkede siyasi havayı da yönlendirebilir.

Sübvansiyon ve sermaye transferlerinin esnek ve seçimlik olmaları , bunların istenildiği zaman , istenilen ürüne , sektöre veya bölgeye uygulanabilirliğini ortaya koyar. Mali yardımlar ; ihracatın teşviki , fiyat artışlarını önleme , satışların azalmasını ve üreticilerin korunmasını gerçekleştirmek için kullanılabilir. Üreticini fiyat düşmeleri sırasında zara görmesini önlemek amacıyla da bu yola başvurulabilir. Tarımsal ürünlerde ‘taban fiyat’ uygulaması gibi. Ülke içi fiyatların dünya fiyatlarıyla bağlantısının kesilmesi yönünde oluşacak sakıncalar , seçim ekonomisi politikalarıyla daha da belirginleşir. Yapılan mali yardımların siyasi amaçlı olması ,etki kaynak kullanımını da ortadan kaldır.

 

Siyasi iktidarın , kamu harcamaları dışında kamu gelirleri politikalarıyla da siyasal değişkenler üzerinde etkili olduğu da görülür. Vergi politikalarıyla, ekonomide durgunluğu ortadan kaldırmak amacı , vergi indirimlerine neden olabilir. Toplam talebi arttırıcı yönde olan böyle bir uygulama ile genişletici bir yapı oluşturur. Vergiler, ekonomide bir yandan emek arzı ve gelirleriyle ilgili iken diğer yanda , müteşebbislerin davranışları üzerinde etkili olabilir. Kamu harcamaları yoluyla ekonomi yeterince canlandırılmamışsa ,  vergi indirimleriyle ekonomik gelişme sağlanabilir. Buda kişi ve kurumların kullanılabilir gelirlerini arttırırken , bir yandan da bireylerin harcamalarını arttırır. Firmaların yatırım karalarını etkiler.

Vergi politikası yoluyla , ekonomide siyasal amaçlara ulaşmak için yaratılan suni canlanma , devletin belli sektöre tanıdığı vergisel kolaylıklar yanında ,  mali yardımları da içerir. Düşük faizli kredilerle beslenen dinamik sektörler üzerinde siyasal rant beklentisi , siyasal iktidarın amaçlarının ‘konumlarını güçlendirmeye yönelik ‘ olmasıyla açıklanabilir. Politikacıların yeniden seçilme şanslarını arttırmak için , seçime kadar vergileri azaltıp harcamaları arttırma yönündeki genişletici politikaları , seçim sonrası siyasi iktidarın yön değiştirmesine neden olur.

                4.4.2. Parasal Araçlar

Parasal araçların belirli bir dönem içinde ekonomik konjonktüre bağlı olarak sık sık çeşitli yönlerde değiştirilebilir özelliği vardır. Ayrıca kamu oyuna geniş açıklamalar yapmak ve gerekçe sunmak gibi ilkelerin bulunmaması nedeniyle parasal politikalar  ‘seçim ekonomisinin’ kolay uygulanabilmesinin önemli bir aracıdır.

Hükümetlerin,  genellikle merkez bankası politikalarını kontrol imkanının bulunması  , parasal politikaları yönlendirmelerine yol açar. Seçim ekonomisi süresince kısa , orta ve uzun süreli krediler veren bankalarda daha çok merkez bankasının hükümetin finansörlüğünü yaptığı görülür. Ekonomide bankalar tarafından kaydı para yaratılmasıyla da kredi oluşturma sürecine katkıda bulunur. Kredi sınırlarının minimuma indiği dönemlerde hemen herkese kredi bolluğu sağlanır . Bu kredilerin düşük faizli uzun vadeli olmasına dikkat edilir.

Para arzının ve kredi hacminin genişlemesiyle değişen parasal araçlarda, seçim döneminde yoğun bir hareketlilik görülür. Politikacıların kısa süreli popülist düşüncelerine yardımcı olan bu politikalar, bazı gruplara bizzat ileri dönemlerde tüketimlerden vazgeçme pahasına,  kısa dönemli artışı sağlayarak tüketim imkanı sunmaktadır.

Para arzının arttırılması , faiz , döviz kuru , iç ve dış borçlanma politikaları , parasal araçları oluşturan olgular olarak seçim ekonomisini yönlendirebilir. Seçim dönemine girildiğinde açık piyasa alımları sonucu para stokunun artışı , faiz oranlarının düşmesine neden olurken , reel harcamalarda artış görülecektir. Ekonomide genişleyici bir etki yayılırken  sermeye talebi ve fiyatlar üzerinde baskı oluşacaktır. Seçim döneminde yaratılan yapay genişlemeler yerini tekrar daraltıcı politikalara bırakır. Kısa dönemde para arzı ve faiz oranı ters ilişkili iken , parasal politikaların asıl etkisi , uzun dönemde para stokunu reel değerinin düşüp , faiz oranını yükselmesi ve enflasyon sürecinin reel gelirinin düşürmesiyle belirir.

Çoğu hükümetler tarafından fiyat istikrarının uzun dönemli yaraları bilinmekle beraber karşılıksız para basımı , verimli olmayan kurum ve kuruluşlara kaynak aktarılıp kurtarılması , tarım ürünlerine yüksek fiyat uygulaması ve kamusal harcamaların merkez bankası kanalıyla karşılanması , uzun dönem fiyat istikrarının ortadan kaldırmaktadır.

KAYNAKÇA

Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı 36, Ağustos 2010 Syf 223-238

SARAÇ, Taha Bahadır; (2005), “Politik Konjonktür Dalgalanmaları Teorileri Çerçevesinde Seçim Ekonomisi Kavramı ve (1980–2004) Dönemi Türkiye Uygulaması”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya

YAMAK, Rahmi ve YAMAK Nebiye; (1999), “Türkiye’de Genel Milletvekili Seçimleri ve Ekonomi”, İktisat, İşletme ve Finans Dergisi, 14(2), sayfa. 47-57.

AKÇORAOĞLU, Alpaslan ve YURDAKUL Funda; (2004), “Siyasal Ekonomi Açısından Büyüme, Enflasyon ve Bütçe Açıkları: Türkiye Üzerine Bir Uygulama”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 59(1), ss.1-25.

Cumhuriyeti Ansiklopedisi (2003), (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, Dördüncü basım)

YARIM, Suphi (1997) 2000’li Yıllara Doğru Türkiye’nin Önde Gelen Sorunlarına Yaklaşımlar: Seçim Ekonomisi (Türkiye Genç işadamları Derneği Yayınları)

Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt 67, No. 2, 2012, s. 157-187

AKALIN, Gülsüm ve ERKİŞİ, Kemal (2007), “Türkiye’de Seçim Ekonomisi Uygulamalarının Geleneksel Oportünist Seçim Çevrimleri Açısından Değerlendirilmesi”, ZKÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Syf: 89–116.

BAKIRTAŞ, İbrahim (1998), “Politik-Ekonomik Dalgalanmalar Kuramı Kapsamında Türkiye’deki Politik Yapının Ekonomi Üzerindeki Etkisi”, D.E.Ü.İ.İ.B.F. Dergisi, 13 (2): 47-63.

Hazine Müsteşarlığı, Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürlüğü (2003), 1923-2003 Türkiye Ekonomisi, Cumhuriyetin 80.Yılı Özel Sayısı (Ankara).

SEZGİN, Şennur (2007), “Türkiye’de Politik Konjönktürel Dalgalanmalar: 1950-2003 Dönemi”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 62 (2): 135-154

Sayıştay Dergisi, Sayı:53 http://tezhazirlamaofisi.com/uzmanlik-tezi-danisma-ofisi/ 

ATAY Kahraman , (2006) Marmara Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, ‘’Seçim Ekonomisinin Türkiye’de Uygulanan Maliye Politikaları Üzerindeki Etkileri

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s